KÖYÜMÜZ' DEN
DR. AHMET KIYMAZ GÖZÜYLE Y
ÂREN

 
YÂREN KÜLTÜRÜ AHMET KIYMAZ

YÂREN NEDİR?

YÂREN’İN KAYNAKLARI

YÂREN MECLİSİ’NİN KURULUŞU

YÂREN ODALARI’NIN GENEL DURUMU

YÂREN MECLİSLERİ’NDE GİYİM

YÂREN ODALARI’NA YÂRENLERİN GİRİŞ KURALLARI

YÂREN ODALARI’NA MİSAFİRLERİN GİRİŞ KURALLARI

YÂREN MECLİSİ’NDE KAHVE VE ÇAY İKRAMI

YÂREN MECLİSİ’NDE YEMEK KURALLARI

YÂREN MECLİSİ’NDE DİĞER KURALLAR

YÂREN MECLİSİ’NDE MAHKEME

MAHKEME’DE VERİLEN CEZALAR

ARAP VERME TÖRENİ

YÂREN MECLİSLERİ’NDE ORTA OYUNLARI

SONUÇ

YAREN NEDİR?

Yâren: İnsan yetiştirme; insanı hayata hazırla-ma; sosyal düzeni ve güvenliği sağlama; halk müziği, halk mutfağı, halk tiyatrosu, halk edebiyatı gibi ulusal kültür değerlerini yaşatma ve yeni kuşaklara aktarma görevlerini yüzyıllardır yerine getirmiş bir sosyal kurumdur.

Yâren; bizim ruh disiplinimizin Anadolu’da çelikleştiği ve insanların birbirlerine Taşları, kurşunla kenetlenmiş duvarlar gibi saf bağladıkları bir yaşayış biçimidir
 

yâren; biz insanların kalplerinde uyuyan cömertliği, bilim arzusunu, utanma duygusunu, sadakati, bir gün hesaba çekilme korkusunu uyandıran, besleyen, yaşayış biçimidir.

Yâren Meclisleri’ne katılan kim olursa olsun, kalbin üzerine sağ ellerin sımsıkı bastırıldığı gibi gönüllere bastırılır.

Ancak, sevmenin de bir ölçüsü vardır. Çünkü, nerede iki insan varsa, orada sağlıklı yaşaya-bilmek için birtakım kurallar olmalıdır.

 

Kuralların olmadığı yerde sonsuz bir didişme ve didişenler içinse, -kim olursa olsun- düşkünlük ve aşağılanma kaçınılmazdır.

Yâren; insanların birbirleriyle anlaşabilmelerini düzenleyen, gülmenin ve eğlenmenin olduğu kadar, doğumun ve ölümün de gerçeğini her toplantısında insana anlatan  önemli bir sosyal yardımlaşma kurumudur.

Yâren; bizim yarınlarımızdır. Çünkü, eğer bizim kendimize özgü bir anlaşma ve yaşama biçimimiz olacaksa, onun kaynağı yine bizim sosyal psikolojimizin eseri olan Yâren’dir.

Yani, biz oyuz; o da bizim özümüzdür

 

 

Yâren; insanların birbirlerinin kuyusunu kazdığı günümüzde, kazançları, başkaların rızıklarını çalmak olarak gören insanların birbirleriyle yaptıkları kör dövüşü bir kenara bıraktıracak, eşsiz bir ruh yücelmesi ve erdemliliktir.

 

Yâren; insanları tek tek kucaklayan, insanın kendini tanımasını sağlayan, erdemli olmayı öğütleyen, insanlara hakkı kada-rını almayı öğreten ve kıskançlık, ihtiras gibi kötü duyguları dizgin-leyen bir öğretidir.

 

Yâren; bizim sadece dünümüz değildir. Yâren; bizim aynı zamanda bugünümüz ve yarınımızdır.
Yâren; hep dışarıda aradığımız değerlerin, aslında Anadolu topraklarında bulunduğunu belgeleyen bir sosyal kurumdur.
 

Yâren; bizi biz yapan maddî ve manevî ürünlerimizin ahenkli bir manzumesi olan zengin ve köklü Türk kültürünün yöresel bir yansımasıdır

YÂREN’İN KAYNAKLARI

Ulusal Değerler: Adalet, eşitlik, misafirperverlik, hoşgörü, yardımseverlik vb. 

(Eski Türk gelenek ve görenekleri dahil)

Dinsel Değerler: Özellikle, İslâmî inanç sistemi.

(Fütüvvetçilik ve Ahilik Kurumunun etkileri dahil)

Evrensel Değerler:

Güzel, rahat ve güvenli yaşama ideali.

 

Yâren Kurumu;

12 nci yüzyıldan itibaren varlığı hissedilen Ahilik ve Fütüvvet Kurumları (Arap Gençlik Kurumu) ile münasebetleri görülmesine rağmen, onlardan farklı, kendine özgü millî bir kimliği bulunan sosyal bir kurumdur.

 

 

Kökü Arap toplumuna dayanan ve Anadolu’da yeni bir çizgiyle ortaya çıkan Fütüvvet ile orijini daha çok Türk kültürü olan Ahilik ve Yâren Kurumları birer tarikat değildir

Bu kurumların; dinî, ahlâkî, iktisadî ve sosyal prensipleriyle öz kaynaklarından biri din’dir.

 

Tarikatların özünün de aynı kaynak olması, benzer çizgilerin görülmesine sebep teşkil eder.

 

Fütüvvet, Ahilik ve Yâren Kurumlarının arasındaki en önemli benzerlik şudur:

 “Sofra, el ve kapı  açık;

  Göz, dil ve bel kapalı.”

 

Yâren (=Yârân) kelimesinin anlamları:

 

1. Yârlar, sevgililer, dostlar, arkadaşlar. (Farsça kökenli)

 

2. Erkekler, Yiğitler.

(Türkçe kökenli)

 

YÂREN MECLİSİ’NİN KURULUŞU

Her yılın Eylül, Ekim aylarında ilk toplantı (Erfene = Ferfene) yapılır.

Bu toplantıya, daha önce Yâren Meclisleri’nde bulunmuş orta yaş grubu insanlar katılır. Bu ilk toplantıda, genellikle sözü geçerli, yaşlı biri “Bu yıl ocak yakalım.”,  “Bu yıl Yâren yiyelim. diyerek söze başlar.

 

“Erfene” adı verilen Yâren’in ilk toplantısında; gelecek bahara kadar yapıla-cak çalışmalar, Yâren’de yenecek yemekler, Yâren Evi ya da Yâren Odası’nın mefruşatı, Yâren üyelerinin adap ve erkânı ile ilgili ön konuşmalar yapılır. Yâren üyelerinin bütün sezon boyunca uyacağı kurallar tespit edilir.

Ayrıca, “Başağalar”, “Yâren Reisi” ve “Yâren Üyeleri”nin seçimi yapılır

Yâren üyelerinin sayısı; il merkezi, ilçe ve köylerde farklı olmakla birlikte Yâren Meclisi, esas itibariyle 24 kişiden meydana gelir.

Bu sayı; Oğuzlar’ ın 24 boyunu sembolize eder.

 

Ekonomik zorluklardan dolayı, köylerdeki Yâren sayısının 50’ye kadar çıktığı da gözlemlenir

Yâren’in ilk toplantısın-da “Çavuş” ve “Sazende Heyeti” de tespit edilir.

 

Bunlar; genellikle ücreti mukabilinde tutulur ve esas itibariyle Yâren Meclisi üyelerinden sayılmazlar.

 

Çavuş; Yâren Meclisi’ nin temizliğinden, düze-ninden, çay ve kahve ikramlarından, yemeklerin hazırlanmasından ve oyunlarda “tura” vurma hizmetlerinden sorum-ludur.

Yâren’in her türlü durumunu Küçük Başağa’ya ya da Yâren Reisi’ne aktarır.

 

BÜYÜK BAŞAĞA:

Genellikle Yâren Meclisi’nin en yaşlı üyesidir.

Halk ifadesi ile “Yâren yemiş”, adap ve erkân bilen, otoriter bir özelliği bulunur.

Daha çok, küçük hareket ve sezilmeyen işaretlerle Yâren Meclisi’ni sevk ve idare eder.

Sosyal hayat içinde de bütün yârenlerin yönlendiricisi ve baş danışmanıdır.

Kurulacak mahkemede ise “Yargıç” görevini üstlenir.

 

KÜÇÜK BAŞAĞA:

 

Yaş ve mevki itibariyle Büyük Başağa’dan küçüktür.

Yâren organizasyonunun önemli bir bölümü ona aittir.

Yâren üyeleri ile Büyük Başağa arasındaki iletişimi sağlar.

İşlerin yürütülmesinde “Çavuş” ona yardım eder.

Yârenlerin günlük işleriyle de ayrıca ilgilenir.

Kurulacak mahkemede ise “Savcı” görevini üstlenir.

 

YÂREN REİSİ:

 

Başağalar ile Yâren üyeleri arasında bir denge unsurudur.

Yâren Reisi’ne köylerde, genellikle “Yiğitbaşı” denir.

Kurulacak mahkemede ise, “Avukat” görevini üstlenir.

 

Büyük Başağa, Küçük Başağa, Yâren Reisi ve Yârenler’den oluşan bu seçkin topluluk; yaşadıkları süre içinde sevgi, saygı ve yardımlaşmayı devam ettirirler.

Hatta, yıllar sonrasında bile birbirlerine aynı hitaplarda bulunurlar.

Bu durum; özel ilişkilerinde ve sosyal hayatlarında da olgunlaşarak devam

 

YÂREN ODALARI’NIN
GENEL DURUMU

Yârenlerin; ocak yaktıkları, sohbet ettikleri, orta oyunları ve halk oyunları oynadıkları ve nihayet “mahkeme” kurdukları toplantı yerleri genellikle belirlidir:

Bu yerler, kent merkezinde özel Yâren evleri; köylerde ise köy odaları- dır.

 

Eski Yâren evleri, genellikle iki katlı-dır. Ahşap olan evlerin ön avluya bakan sofaları da yine ahşap parmak-lıklarla çevrilidir.

Yâren odaları, üç bölüme ayrılır:

1. MEYDAN: Yârenlerin ve misafirlerin sohbet ettiği, kare şeklindeki ana bölüm.

2. BAŞAĞALAR KÖŞESİ:

Başağalar’ın oturduğu, meydan kapısının tam karşısındaki iki ayrı köşedir.

3. MEDHAL: Meydanın giriş kapısının hemen sağ tarafında bulu-nan hizmet ve takdim görevlerinin bulunduğu yerdir. Sazende Heyeti de, genellikle bu bölümün  sağ  tarafında bulunur.

 

Ocak yakma olarak nitelendirilen haftalık toplantı gecesinde (Genellikle Cumartesi gecesi), ocağı yakacak yâren ya da yârenler tarafından Yâren Odası; Çin iğnesi (Şam işi) yastıklar, yağlık-lar, halılar, bayraklar ve renkli süs lambaları ile  süslenir.

 

Ocak yakma sırası Yâren ya da Yârenler’de iken Yâren Odası’nın duvarla-rına az sayıda halı asılır.

Ocak yakma sırası Küçük Başağa’ya geldiğinde, duvarlardaki halı sayısı artırılır.

Başağa’nın ocak yakmasında ise Yâren Odası’nın bütün duvarları halılarla iyice donatılır.

YÂREN MECLİSLERİ’NDE GİYİM

Eski Yâren Meclisleri’nde; yöresel, folklorik giysilere özen gösterildiği görülür. Fakat, özellikle son 30 yılda ilçe ve köylerde kurulan Yâren Meclisleri’nde bu du-ruma hiç önem verilmediği; hatta “Bayramlık” olmayan, her gün giyilen giysilerle meclise gelindiği gözlemlenir.

Buna karşın; Merkez Yâren Meclisi ve Ünür Köyü Yâren Meclisi gibi bazı meclisler, yöresel giysilerin giyilmesine özen gösterirler

1

YÂREN ODASI’NA YÂRENLERİN GİRİŞ KURALLARI

Yâren Odası’na ilk girenler Sazendeler’dir. Bunlar, oda-nın “Şahnişin” (=Şah Köşe = Baş Köşe) denilen girişin sağ ya da sol yanında bulunan bölümü-ne geçerler.

Daha sonra, Küçük Başağa Yâren Odası’na sağ ayak önde girer ve girişe göre sol tarafta kendine ayrılmış yere oturur.

Çavuş, yârenlerin de odaya girmesi için Küçük Başağa’ dan izin ister. 

 

Çavuş; odanın dışında bekleyen yârenleri davet ettikten sonra tekrar içeri girer ve Küçük Başağa’ya “Başağa! Yâren ağalar geliyor.” der.

Bu durumda Küçük Başağa, ayağa kalkar ve yârenlerin odaya girmesini bekler.

Yârenler, odaya genellikle ikişer girer. Bütün yârenler de Küçük Başağa gibi odaya girerken önce sağ ayaklarını atarlar. En yaşlı yâren başta olmak üzere, bütün yârenler odaya girer.

 

İlk yâren, sağ eli sol göğsünün üstünde “Selamün aleyküm, Başağa.” der.

Küçük Başağa da, ayakta iken sağ eli sol göğsünün üstünde, “Aleyküm selâm, Yâren Ağa” diyerek selâmı alır ve elini indirir.

Sırasıyla bütün yârenler; odaya girişte, aynı şekilde Küçük Başağa’yı selâmlar; Küçük Başağa da aynı şekilde bütün yârenlerin selâmını alır.

 

Odaya giren, selâm veren her yâren; önceden ayrılan yerlere geçer ve ayakta bekler. En yaşlı yâren (genellikle, Yâren Reisi) , Büyük Başağa’nın minderinin hemen yanına, sedire çıkar ve ayakta durur.

İkinci yâren ise, Küçük Başağa’nın sağına geçer ve aynı vaziyette ayakta durur. Küçük Başağa’nın dik inerek, diz üstü oturmasıyla birinci ve ikinci yâren de hemen diz üstü oturur.

 

Küçük Başağa; oturduğu yerden sağ elini sol göğsü-nün üstüne koyar, en yaşlı yârene doğru hafifçe eğile-rek “Merhaba, Yâren Ağa” der. En yaşlı yâren de, sağ elini sol göğsünün üstüne koyar ve Küçük Başağa’ya doğru hafifçe eğilir ve “Merhaba, Başağa” diyerek cevap verir.

Küçük Başağa, aynı şekilde ve aynı ifadelerle diğer yârenleri de tekrar selâmlar. Diğer yârenler de Küçük Başağa’ya aynı şekilde cevap verirler

Yâren Odası’na her giren yâren; bu selâmlamayı yapar. Yalnız, yeni giren yârenler; sadece Küçük Başağa’yı değil, Yâren Odası’na daha önce giren yârenleri de aynı şekilde selâmlamak zorundadır.

Merhabalaşma’nın uzun olması istenilmediğinde “Cümleden Merhaba” ifadesi de kullanılır.

Selâmlaşma sırasında, Sâzende Heyeti tarafından yapılan müzik peşrevi de ihmal edilmez.

 

Çavuş; odanın dışında bekleyen Büyük Başağa’ nın odaya davet edilmesi için Küçük Başağa’dan izin ister, dışarı çıkar ve Büyük Başağa’ya Yâren Odası’nın girilmeye müsait olduğunu bildirir. Daha sonra da tekrar içeri girer. Küçük Başağa’ya seslenerek “Başağa! Başağa geliyor.” der.

O anda, önce Küçük Başağa, sonra yaş sırasına göre bütün yârenler, ayağa kalkar.

 

Büyük Başağa; kendinden emin, ağır, otoriter bir şekilde ve sağ ayakla Yâren Odası’na girer. Mey-danın ortasına yakın bir yerde du-rur. Sağ elini sol göğsünün üzerine koyarak “Selâmün aleyküm Başağa” der. Küçük Başağa; eli göğsünde “Aleyküm selâm Başağa” diyerek karşılık verir.

Büyük Başağa; tekrar sağ elini sol göğsünün üzerine götürerek ve yârenlerin bulunduğu iki tarafı süzerek “Selâmün aleyküm Yâren Ağalar.” der. Bütün Yârenler de, elleri göğüslerinde “Aleyküm selâm Başağa” şeklinde selâmı

Selâmlaşma bittikten sonra, Büyük Başağa; kendine ayrılan odanın sağ tarafındaki köşesine gider, sedire çıkar ve dik olarak diz üstü oturur. Onun oturmasıyla birlikte önce Küçük Başağa, sonra sırasıy-la Yâren Reisi ve diğer Yârenler hızlıca diz üstü oturur.

Küçük Başağa; Büyük Başağa’ya doğru hafifçe eğilerek el göğüste “Merhaba Başağa.” der. Büyük Başağa da, aynı şekilde “Merhaba Başağa” diyerek karşılık verir. Yaş sırasına göre bütün yârenler de Büyük Başağa ile merhabalaşır.

Bu selâmlaşma ve  merhabalaşmada sessizliği bozan tek şey, yavaşça devam eden peşrevdir.

YÂREN ODASI’NA MİSAFİRLERİN
GİRİŞ KURALLARI

Başağalar’ın izni olmadan hiçbir misafir, Yâren Meclisi’ne kabul edilmez.

Ocak yakma günü (Cumartesi gecesi), kabul edilecek misafirlerin sayısı genellikle 40 - 50 arasında olur.

Küçük yaştaki çocuklar da misafir olarak kabul edilir.  Bundan amaç; Yâren Kültürü’nü genç kuşaklara aktarmaktır.

Yâren Meclisi’ne davet edilen misafirler ikiye ayrılır:

Kahve ve çay misafirleri (Kahve ve çaylarını içtikten sonra, Yâren Meclisi’ni izin alarak terk ederler.)

Yemek misafirleri  (Bu misafirler, gece saat üçe kadar    Yâren Meclisi’nde kalabilir.)

Çavuş, Küçük Başağa’ya misafirlerin geldiğini bildirir. Küçük Başağa, Bü-yük Başağa’dan izin alır ve Çavuş’a misafirleri içeri almasını söyler.

Çavuş, kapı yanında “Başağa, Misafir Ağa geliyor” der. Önce Büyük ve Kü-çük Başağa, sonra sırasıyla Yârenler ayağa kalkar.

Misafir; içeri girer, meydanın orta yerinde durur, kuralı biliyorsa Başağa’ya dönerek sağ eli sol göğsün-de “Selâmün aleyküm, Başağa.” der. Büyük Başağa da eli göğsünde “Aleyküm selâm, Misafir Ağa.” diye-rek karşılık verir.

Misafir; Küçük Başağa’ya da aynı şekilde selâm verir. Küçük Başağa da, aynı şekilde selâma karşılık verir. Misafir, son olarak da yârenleri de aynı şekilde selâmlar. Yârenler  de bir ağızdan selâmı alırlar.

 

Selâmlaşmadan sonra misafir, iki yâren arasına alınır. Yâren Meclisi’ne gelen misafire; kültür, makam, tahsil ve sosyal hayattaki itibar düzeyine göre bir yer seçilir.

En itibarlı misafirler, Büyük ya da Küçük Başağa’nın yanına oturtulur. Bu yapılırken diğer misafirlerin gücendirilmemesine de azamî özen gösterilir.

Önce Büyük Başağa, sonra Küçük Başağa ve sırasıyla yârenler; elle-rini göğüslerine götürerek teker teker, “Merhaba, Misafir Ağa.” derler. Herhangi bir misafirin, Cümleden merhaba.” demesiyle de “merhabalaşma” biter.

 

Yâren Odası’nda herhangi bir eksik-lik varsa, misafirlerin bu  eksiklikleri görmesi istenmez. Bu nedenle; misafirler, yanlarındaki yârenler tarafından konuşturulur ve dikkatleri bir yere çekilerek çevreyle ilgilenmeleri kesilir.

Kahve ve çay misafirleri; kural gereği izin isteyip giderler. Misafirler, kural bilmiyor olabilir ya da kasıtlı olarak Yâren Odası’nı terk etmeyebilir. Bu durumda, misafirlere “küllü kahve” ikram edilir ya da ayakkabısı süpürge üstünde önüne getirilir.

Bu davranış, “Defol, git” anlamında-dır. Buna karşın, misafir, yine gitmiyorsa iki yâren; misafiri kolundan tutup Yâren Odası’nın dışına çıkarır.

Bu kural; misafirin sosyal hayattaki makamı göz önünde tutulmadan herkese uygulanır.

1

YÂREN MECLİSİ’NDE
 KAHVE VE ÇAY İKRAMI

Çavuş, yâren sayısınca tabaksız kahve fincanlarını bir tepside getirir. Tepsiyi aşağıdan yukarı doğru uzatır. Sol eli, sırtına doğru kıvrıktır. Büyük Başağa, göz işaretiyle Küçük Başağa’ya uzatmasını emreder.

Çavuş, bu sırada diz vurmuş şekildedir. Başağa’nın göz işaretiyle doğrulur ve Küçük Başağa’nın önüne gider. Küçük Başağa ise, göz ve kafa hareke-tiyle Büyük Başağa’ya ikram yapılmasını emreder.

Çavuş, aynı hareketle tekrar Büyük Başağa’nın önüne gelir. Kahveyi sunar.

 

Büyük Başağa, fincanı sağ eliyle alarak sol elini fincanın altına koyar. Ayrıca, fincanı, sağ eliyle göğüs hizasında tutar.

Çavuş, kahveleri daha sonra aynı vaziyette önce Küçük Başağa’ya sonra da sırasıyla bütün yârenlere ikram eder. Yârenler, fincanı Başa-ğa’nın tuttuğu şekilde tutmak zorun-dadır. Büyük Başağa; kahveden bir yudum alır ve fincanı aynı şekil-de tutar. Sonra Küçük Başağa, bir yudum alır ve o da fincanı aynı şekilde tutar. Yârenler de, yaş sırasına göre birer yudum alırlar ve fincanı aynı şekilde tutarlar.

Bu durum, üç kere tekrarlanır. Üçüncü yudumdan sonra, yârenler; kahvelerini serbest içmeye       devam ederler.

1

YÂREN MECLİSİ’NDE
YEMEK KURALLARI

Hiyerarşik düzen ve disiplin anlayışı; yemekte de kendini gösterir:

Eğer yârenler; pilav için tavuk kesmişse, Küçük Başağa hindi ya da küçükbaş hayvan keser. Büyük Başağa ise ya birden fazla küçükbaş hayvan ya da bir büyükbaş hayvan keser.

Çünkü, Büyük Başağa,  

    her şeyin en iyisini

    yapmak zorundadır.

 

Köy Yâren Meclisleri’ ndeki yemeklerde bu kurala uyulduğu pek nadirdir.

 

Köylerde, genellikle ekonomik ve pratik olması nedeniyle yöre usûlü etli pide ve ayran ikramı yapılır

Sabah saat üçe doğru, Küçük Başağa; Büyük Başağa’ya “Yemek hazır, Başağam.” der.

Çavuş ile birlikte ocak yakanlar-dan biri; Büyük ve Küçük Başağalar’ın ellerini yıkamalarına yardım eder.

Birinin elinde havlu ve ibrik, diğerinin elinde ise leğen bulunur. Sırasıyla yârenler ve misafirler de ellerini yıkarlar. Daha sonra yer sofrasına oturulur.

 

Günümüzde, ibrikle el yıkama;     geçmiş dönemleri anımsatan

     nostaljik ve sembolik bir davranıştır.

 

Yemekte; sofra bezlerinin üzerine tahtadan yemek tablaları, onun üzerine de büyük siniler konur.

Sinilerin etrafına çatal, kaşık ve ekmek dağıtılır. Ortasına da bir tas çorba konur.

Büyük Başağa; kalkar, ortadaki sofraya oturur. Küçük Başağa, Yâren Resi, yârenler ve misafirler de sırasıyla Yâren Odası’nda açılmış sofralara teker teker otururlar.

 

Büyük Başağa’nın kaşığı eline almasıyla, diğer yârenler de sırayla kaşıklarını ellerine alırlar.

Büyük Başağa, besmele ile kaşığını çorbaya uzatır ve içer. Sonra, Küçük Başağa ve diğer Yârenler de sırayla çorbadan bir kaşık alırlar. Bu hareket; kahve ve çay içmede olduğu gibi üç kere tekrarlanır. Daha sonra ise serbest içime geçilir.

 

Çorbadan sonra sofraya, etli pilav gelir. Büyük Başağa, kaşığı eline alır, bekler ve Çavuş’a dönerek “Yollu, yolsuz var mı?” diye sorar.

Bu soruyla, geçmiş hafta içinde Yâren Kültürü kurallarına aykırı davranış gösteren suçlular aranır. Çavuş; Başağa’nın sorusuna karşılık olarak “Suçlu var.” derse, Büyük Başağa, pilav tabağının suçludan tarafına kaşık diker ve adını söyler.

Eğer yemekte misafir var ise

   bu harekete başvurulmaz.

 

Pilavdan sonra, tatlı ve mey-veler getirilir. Sofrada birkaç çeşit meyve var ise, Büyük Başağa, hangi meyveyi alıyor ise, bütün yârenler de aynı meyveyi almak zorundadır.

Büyük Başağa; dikkatleri kontrol için tabaktaki bir meyveye elini uzatıp, bir başkasını alabilir. Bu durum-da, yanılıp da kurala uymayanlar; duruma göre ya o an ya da sonradan cezalandırılır.

 

Yemek bittikten sonra dua yapılır. Sıra ile yemek sofra-sından kalkılır. Herkes, eski yerine geçer ve Büyük Başa-ğa’nın oturduğu gibi oturur.

Büyük Başağa, serbest oturuşa izin verinceye kadar oturuş değiştirilmez.

Yemekten sonra kahve içilir ve yemeği hazmettirici oyun-lar oynanır. (Yattı Kalktı Oyunu gibi) Oyunlardan sonra da yemek misafirleri ve Sazende Heyeti uğurlanır.

Artık, sırada “mahkeme” vardır.

YÂREN MECLİSİ’NDEKİ DİĞER KURALLAR

Büyük Başağa, Yâren Odası’nda iken oturuşunu değiştirebilir. Bu durumda, Küçük Başağa ile Yârenler de aynı oturuşa geçer.

Örneğin: Büyük Başağa, diz üstü oturuyor ise Küçük Başağa ve bütün Yârenler de diz üstü oturmak zorundadır. Yârenlerden herhangi biri farklı  ya da gecikmeli oturur ise ceza-landırılır.

 

 

Büyük Başağa, Çavuş’a yanındaki sigara paketini işaret eder. Çavuş, kahve ya da çay ikramında olduğu gibi belli bir sırayla yârenlere ve misafirlere sigara ikram eder.

Büyük Başağa, kimseden izin almadan konuşabilir. Küçük Başağa, konuşma için Büyük Başağa’dan; yârenler ise Küçük Başağa ve Yâren Reisi’nden izin alarak konuşabilir.

Misafirler ise; Çavuş, Yâren Resi, Küçük Başağa aracılığı ile Büyük Başağa’dan izin alarak konuşabilir.

 

 

Yâren Meclisi’ne gece yarı-sından sonra misafir kabul edilmez.

Oynanacak oyunlara         (orta oyunları + halk oyunları) misafirler de katılır. Çavuş; hangi misafirin önünde tura vurmuşsa, o misafir oyuna katılmak zorundadır.

Orta oyunlarına katılmamada mazereti olan misafirler; Büyük Başağa’nın izni ile oyundan muaf tutulur

1

YÂREN MECLİSİ’NDE MAHKEME

Yâren Meclisi; sabah gün ışırken mahkemeyi kurar. Geçmiş hafta içinde kurallara uymayan yârenler, sorguya çekilir ve cezası verilir.

Büyük Başağa, “Yargıç”; Küçük Başağa, “Savcı” ve yârenler ise “Jüri” dir. Yârenlerden biri, suçlunun “avukatlığını” da üstlenebilir.

O ana kadar, neşeden, eğlenceden çınlayan Yâren Odası; derin bir sessizliğe bürünür. Eğer bir suçlu var ise, muhakeme edilerek cezalandırılır

1

MAHKEMEDE VERİLEN CEZALAR

Suçu sabit görülen yârenlere verilen cezalardan örnekler:

Yârenleri, tıraş ettirmek.

Yârenleri, hamama götürmek.

Yârenlere, Yâren Kahvehanesinde çay ısmarlamak.

Helva, tatlı yaptırmak.

Yâren Meclisi’nden kovulmak. (En ağır cezadır.)

1

ARAP VERME TÖRENİ

ARAP: “Zilli maşa” ve “def”e verilen addır.

Yâren Meclisi, dağılmadan önce, gelecek hafta ocağı yakacak yârenlere “Arap” vermek için tören yapılır.

Gelenek doğrultusunda zilli maşa ve def; haftaya ocağı kim yakacak ise ona verilir. Ocağı yakacak yâren birden fazla ise, zilli maşa ve def , en yaşlı yârene verilir.

 

Arap’ı alacak yârenlerin temsilcisi; Yâren Odası’nın ortasında, yüzü Başağa’ya dönük olarak diz üstü oturur. Aynı şekilde, Arap’ı teslim edecek yârenlerin temsilcisi de  oturur. 

Önlerinde, bir tepsi içinde zilli maşa ve def bulunur.

Arap’ı teslim alacak ve teslim edecek yârenlere kahve ikram edilir. Bu anda, bütün yâren-ler, “Fakirin geldi Divâne” adlı türküyü söyleyerek zilli maşa ve def (Arap) , yeni sahiplerine verilir.

 

Böylece, Yâren Meclisi’nin “Ocak Yakma Gecesi” sona erer.

 

FAKİRİN GELDİ DİVÂNE