MASAL TEKERLEMESİ

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde... Ben deyim bu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı gümüş uçtu, gümüş uçmadı Memiş uçtu. Uçar mı uçmaz mı demeye kalmadı, anam düştü eşikten, babam düştü beşikten... Biri kaptı maşayı, biri aldı kaşağıyı, dolandım durdum dört köşeyi... Vay ne köşe ne köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe. Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş Paşası! Hemen bin sarı liraya bir fare deliği bulup attım kendimi dışarı! Gelgelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı. Bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı. Bu öfkeyle minarenin birini belime soktum, borudur diye; kubbelerini dersen cebime koydum, darıdır diye. Abdurrahman Çelebi de bir çifte attı, "Geri dur!" diye. Amma velakin ben de tuttum kuyruğundan, "İleri!" diye. O gitti, ben gittim... Az gittim, uz gittim... Dere tepe düz gittim... Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek, soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne bakayım, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim. Ne ise, var varanın, sür sürenin, baykuşu çoktur viranenin, derken efendimin ağası, bir ayağımı baldıranlara basayım mı, korudur diye, birini de tutup denize atayım mı, kıyıdır diye! Kuru idim ıslandım, sel beni neyler! Islandım kurudum, yel beni neyler! Mangırım yok, pulum yok el beni neyler! Dostu düşmanı araladım, bedavadan bir kayık kiraladım. Fış fış kayıkçı, kış kış kayıkçı, kayıkçının küreği, tıp tıp eder yüreği, akşama fincan böreği, sabaha bayram çöreği. Yesem yesem doyamam, Kabe’ye gitsem gelemem. Zemzem ile yusalar, kına ile gömseler... Yok yok kayıkçı, aman çabuk kayıkçı... Evde benim etim var, bir yaramaz kedim var. Kedi eti yerse, anam beni döverse... Vay başıma, hay başıma, bir devlet kuşu konsa şu benim kel başıma! Demeye kalmadı, bir de gördüm ki, ne göreyim, adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla Zümrüdüanka dedikleri değil mi! Kaf Dağı’nın üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor...

 

 
Az gittik, uz gittik dere tepe düz gittik. 6 ay bir düz gittik. Bir de baktık arkamıza, bir arpa boyu yol almışız”.
 
Evvel zaman içinde
Kalbur saman içinde
Bir masal aradım
Eski hamam içinde

Hamama girdim
Duvarı var, kubbesi yok
Kurnası var, tası yok
Hamamcı sabun satar
Elinde tartısı yok

Hamamdan çıktım
Zıpladım geçtim karşıya
Girdim kapalı çarşıya
Bir de ne göreyim

Bir yanda kalaycılar
Tıngır da tıngır
Bir yanda aynacılar
Şıngır da şıngır
 
Yağ yağ yağmur
Tarlada çamur
Teknere hamur
Ver Allahım ver
Sellice yağmur

Evvel zaman içinde
Kalbur zaman içinde
Deve tellal iken
Sinek berber iken
Ben annemin babamın beşiğini
Tıngır mıngır sallar iken
O yalan bu yalan
Fili yuttu bir yılan
Bu da mı yalan...