Çankırı Merkez Handırı Köyü- köy sevdam

Site Haritası
Web Yarışması 2.si

 Yarışan Site Handırı

Çankırı Araştırmalar Sitesi tarafından yapılan Çankırı Köyler arası web yarışmasında www.handiri.com web sitem 2.lik ödülü almıştır.

Çansaati.org Yönetimine Teşekkür Ederim.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret115686
Yönetici
e-posta giriş

Yaren Geleneği (Haz: Melike ÜZÜM)

ÇANKIRI YÖRESİNDE YÂREN GELENEĞİ ve YÂREN HAYRİ DEMİRAY
Haz: Melike Üzüm

Yâran sohbetlerinin kökeni 13. yüzyılda Anadolu’da teşekkül etmiş olan ahilik kurumuna dayanmaktadır. Ahilik kurumu ise Araplar arasında gelişmiş olan fütüvvet akımının Türk toplumuna yansımış şeklidir. Fütüvvet akımı kişisel erdemlere ve askeri niteliklere önem verirken ahilik teşkilatı gündüzleri esnaf örgütü olarak gençlere mesleki beceriler kazandırmış geceleri “Sohbet Toplantıları”yla edep erkân öğrenmelerini sağlamıştır. Batılı Doğu bilimciler ahiliğin kökenini Araplardaki Fütüvvet kurumlarında aramakla birlikte Anadolu’da teşekkül eden Ahiliğin Türklük şuuruyla geliştiğini kabul ederler. “Ahilik; Türk milleti damgasının zamanla daha net görüldüğü, milli karakter taşıyan bir kurumdur .”[1]

Ahi sözcüğünün iki anlamı vardır. Birincisi Arapçadaki karşılığı olan “kardeşim” dir. Diğer anlamını ise Divân-ü Lügati’t Türk’te cömert, eli açık, yiğit anlamına gelen “Aki” sözcüğüne dayandırabiliriz. Yâran sohbetleri de ahiliğin uzantısı olup kardeşlik düşüncesinin eyleme dönüşmesidir. İslamiyet’le ahilik adını alan bu teşkilatın İslamiyet öncesindeki şekli ise Oğuzların birbirlerine destek olmak, sorunlarını çözmek, güç vermek amacıyla yılın belli zamanlarında boy beylerinde toplanarak yaptıkları yemekli eğlenceli toplantılar şeklindeydi. Yâran teşkilatında da her bir yâran bir Oğuz beyini temsil etmekte olup 24 Oğuz beyini temsilen 24 “Yâren Ağa” vardır. Selçuklu ve Osmanlı zamanında bu eğlenceler İslamiyet’in etkisiyle şekil değiştirerek esnafların teşkilatlanmasına ışık tutmuş, “Ahilik Teşkilatı” şeklinde tezahür etmiştir. Ahiler tarafından genç zanaatkârlar imtihan edilmiş “Şet” yani kuşak kuşatılarak ustalık, çıraklık, kalfalık beratları verilmiştir. Ahiler gençlerin hayatlarını denetlemeye almış ve kendilerini genç ahilerden sorumlu hissetmişlerdir.

Kökünü Türk töresi ve İslam inanç dayandırdığımız yâreni Hacı Şeyhoğlu Hasan Üçok’un tanımı “Şehrin an’anevi eğlencelerinin kışlara mahsus bir parçası” olarak tanımlar. Ahilikle ilişkisini de“ Her ahinin sofrası, eli, kapısı açık; gözü, dili, beli kapalı bulunmak. Bu cihetle her ferd beşere karşı müşfik ve rahim, her ahiye karşı kardeş hissiyle kalbi meşbu olmak esası tarikattandır. Bu esasa müstenidendir ki, sohbet yaranı da muhitindeki insanlara karşı cömert, kötülüklerden müctenip, iyilikle meluf bulunmak ve hulâsa fenâlıklara karşı daima imsak ile beslemek ve birbirini tanımak mecburiyetindedir.” [2]Sözleriyle kurar. Hasan Üçok yâranların yeniçerileri de taklit ettiklerini söyler. Yâran meclislerindeki disiplin ve yalnız erkeklere mahsus bir kuruluş olması da bu düşünceyi desteklemektedir.

Son olarak yâranın tanımı için yâran ocağında bulunmuş Ahmet Absarılıoğlu’nun şu tanımını kullanabiliriz: “Yaran; Türk örf,adet ve geleneklerinin İslam ahlak ve fazileti ile bütünleşmesinden teşekkül eden, Ahilik temel prensipleri ile yönetilen, kaliteli üretim hilesiz satış felsefesinde dürüst esnaf yetiştiren, toplumun her kademesinde görev alan üstün karakterli insanların yetiştiği ilim ve irfan yuvası, her Çankırılı için yaşam biçimi, sevgi ve saygının doruk noktada yaşandığı otantik ve özel mekânlarda yaşanan, talim ve terbiye ocağı, Oğuzlardan günümüze kadar yaşatılan milli kültür mirasımızdır.”[3]

YARANLIKLA İLGİLİ BAZI KAVRAMLAR

“Yâren” kelimesi dost anlamına gelirken “Yâran” çoğulu olup dostlar anlamına gelir. Yâran Meclisi üyelerine “Yâren” denir. Şimdi de meclis üyelerini kısaca tanıtmak istiyorum;

BÜYÜK BAŞAĞA: Hanlar Hanı ve Ahi Baba vekilidir. Yâran ocağının en büyük idarecisi ve söz sahibidir.. Büyük Başağa olgun, hali vakti yerinde, sayılan sevilen bir kişi olup genellikle yaran ocağının en yaşlısıdır. Önceden birkaç “Yâran yemiş”, deneyimli olmalıdır. Son ocağı başağa yakar ve yaran ağalarınkinden farklıdır. Yâran ağalar tavuk yedirirse başağa kuzu yedirir. Ocak yakma gününün sonunda kurulan mahkemede “Yargıç”tır. Sosyal hayatta da yaranların yönlendiricisi ve baş danışmanıdır.

KÜÇÜK BAŞAĞA: Kayı boyunu temsil eder. Büyük Başağa’dan sonra en büyük söz sahibidir. Yâran ocağının bütün organizasyonu ona aittir. Çavuş Küçük Başağa’ya yardım eder. Esnaf teşkilatının esnaf kâhyasıdır. Yaş olarak Büyük Başağa’dan küçüktür. Yâran mahkemesinde “Savcı” statüsündedir. Yâran üyelerinin günlük işleriyle de ilgilenir. İlk ocağı Küçük Başağa yakar. Çavuş Yâran Meclisi’nde oynanacak oyunlar içinde Küçük Başağa’dan izin ister.

YÂRAN REİSİ: Dede Korkut hikâyelerinde de geçen Bayat Boyu’nu temsil eder. Başağalardan sonra yâranda söz sahibidir. Yâran Ağalar ve Başağalar arasında dengeyi sağlar, kurulan mahkemede avukatlık yapar. Çankırı köylerinde Yâran Reisi’ne genellikle “Yiğit Başı” denilmektedir. Gözlemlerinden yararlandığım Hayri Demiray uzun yıllar Yâran Reisi olarak mecliste yer almıştır.

ÇAVUŞ: Yâran ocağında aktif olarak bulunur. Yâran ocağından sayılmaz ve ocak yakmaz. Çavuş açıkgöz, becerikli, işini bilen biri olmalıdır. Dikkat edilen diğer bir husus ise maddi yönden durumunun iyi olmamasıdır. Çünkü hizmeti karşılığında bir miktar para alır. Yâranın düzenlenmesi, davet, yemek, çayla ilgilenir ve oyunların oynanmasında çavuş başroldedir. Günlük hayatta da Yâran Ağalar’ın yasaklanan durumlara (hırsızlık, yalan, rüşvet..) düşüp düşmediğini kontrol eder. Mecliste odanın düzeninden, yâranların davranışlarından ve kıyafetlerinden sorumlu tutulur.

ÇALGICILAR: Çalgıcılar yârandan sayılmazlar, parayla tutulurlar. Çankırı’da daha çok “Sazendeler” olarak adlandırılırlar. Halil Bedi Yönetken “ÇANKIRI’DA SOHBET” adlı makalesinde “Saz takımına Hiristiyanların da katılmış bulunması sohbete daha beşeri bir hal vermiştir. Santurcu Nikola yanında kemancı Serafim’den de bahsediliyor. Bunların kültür itibariyle Türkleşmiş kimseler olduğunu şüphe yoktur.”[4] Diyerek sazende kadrosu hakkında bilgi vermiştir. Ayrıca Müslüman Türk’ten başka kimseyi kabul etmeyen Ankara Cümbüşü’nden de farklı bir özelliğe sahip olduğuna değinmiştir. Mecliste oynanacak oyunlara da katılabilir.

Yâran Ağa akıllı, ahlak ve erdem sahibi, bilgili, çalışkan olmalıdır. Yâranlar bulundukları toplumda saygın önder ve lider konumundadırlar. Yâranlıkları sadece ocak yakma günlerinde değildir bir ömür boyudur. Yâranlar toplum tarafından sevilen sözü ve sohbeti dinlenir kişilerden seçilir. Yâranlar genellikle birbirlerinden alışveriş yaparlar. Bir Yâran ocağına katılmak yakın zamana kadar toplum içinde bir şart sayılmaktaydı. Yâran ocağına katılmamış birine kız verilmezdi. Bugün bu kurallar yumuşatılmış olsa da yâran ağaların toplumdaki yeri farklıdır. “Her kişi yâran olamaz, er kişi yâran olur.”[5] Sözü halk arasında yıllardır söylenmektedir. Bu söz halkın yâranlara bakış açısını özetler.

Başağaların bulunduğu berber salonlarında ve kahvehane gibi mekânlarda yâran ağalar ikram parası teklif edemezler. Yâranların çay ve tıraş parasını ödemek Başağa için gurur vericidir. Para teklif edildiği takdirde bu Başağa’ ya yapılmış bir hakarettir.

Yâran ocağı üyeleri piknik, düğün, ölüm gibi durumlarda da birlikte hareket ederler. Yâranlar iyi günde kötü günde birbirlerinin yanındadırlar.

YÂRAN OCAĞI’NIN KURULMASI

Yâran ocaklarında üç yaş grubu bulunmaktadır; gençler, orta yaşlılar ve yaşlılar. Yaşlıların sayısı az olup 5-6 kişi geçmemektedir. Deneyimli orta yaşlı yâranlar Eylül-Ekim hasatın bittiği zaman toplanarak ilk toplantıyı yaparlar. İl merkezinde ve ilçelerde Yâran Evleri’nde toplanılırken köylerde Köy Odaları’nda toplanılır. Bu ilk toplantıya “Erfene” adı verilir. Sözü geçen ya da yaşlı biri “Bu sen ocak yakalım”, “Bu sene yâran yiyelim” der ve toplantı başlar. Büyük Başağa, Küçük Başağa, Çavuş, Yaren Ağaların ve çalgıcıların seçimi ve gelecek bahara kadar yapılacaklarla ilgili ön görüşme yapılır. Çalgı ve Çavuş parayla tutulur.

Çankırı Yâran Meclisi üyeleri “Ocak Yakma” ya başlamadan önce Toprak Baba, Billur Bey, Sarı Baba, Karatekin Gazi ve Taş mescit Türbeleri’ni ziyaret eder; Büyük Câmi’de toplu namaz kıldıktan sonra Çankırı Kale’sine çıkar ve orada kurban keserler.[6]

Yâran Ocağı’nın üyelerinin sayısı Başağalarla birlikte 24 Oğuz Beyi’ni temsilen 24’tür. Haftada bir kez ocak yakılır. Ocak, başağanın önüne götürülen şamdanı yakması ile başlar. Cumartesi akşam ezanından sonra toplanılırlar ve Pazar sabah ezanından sonra birlikte namaz kılıp dağılırlar.

YÂRAN EVLERİ

Yâran ocağı yakılacak evler eskiden özel olarak yaptırılırmış. Yâran evi olmayan da bir arkadaşının, dostunun evinde yâran ocağı yakarmış. Bugün Çankırı’nın köylerinde köy odalarında yapılmaktadır. Odaların tanzimi yâran evi geleneğine uyarlanmaya çalışılmıştır. Çankırı merkezde ise Çankırı Valiliği’nin yaptırdığı “Yâren Evi”nde ocak yakılmaktadır.

Yâran evlerinin girişinde tam karşıda ocak mutlaka bulunmalıdır. Ocak yoksa temsilen mumlar yakılır. Ocağın sağ tarafına Büyük Başağa sol tarafına ise Küçük Başağa oturur.

Yâran odasının duvarları halıyla kaplıdır. Duvarlara bindallı, el emeği göz nuru boğçalar, yağlıklar ve bayraklar asılır. Asılan halı sayısı Ocak yakma sırası Yâren Ağalardayken bir yada iki, Küçük Başağa’dayken üç ya da dörttür. Ocak yakma sırası Başağa’ya geldiğinde ise tüm oda “Başağalık” şerefine uygun olarak tamamen halılarla donatılır. Dışarıya açılan bir pencere varsa o da halıyla kapatılır. Odanın üç tarafı da sedirlerle çevrilidir. Sedirlerin üstüne yaslanılması için bindallı desenli ya da halı kaplamalı hasır yastıklar konulur.

Çalgıcıların yer alacağı yere ise “Şahnişin” denilmektedir. Kapıya yakın bir yer ayarlanır. Şahnişinde yer alan sazendeler yârana uymak zorunda değillerdir fakat aykırı da oturmazlar.

Yâran evlerinin kapıları tavanları Türk süsleme sanatının en güzel örnekleridir. Bütün bu düzenlemelerle Küçük Başağa ilgilenir. Herkesten önce gelip yâren evini kontrol eder, eksikler varsa tamamlatır.

Şuan Çankırı’da üç tane Yâran Evi bulunmaktadır.

YÂRAN OCAĞININ YAKILMASI

Yâran Ocağı önceden de belirttiğimiz gibi Cumartesi akşam ezanından sonra yakılır. İkindi ve akşam ezanları arasında Küçük Başağa son kez yâran evini kontrol eder. Tüm Yâran Ağalar en geç akşam ezanından bir saat sonra gelmiş olmak zorundadırlar.

Yâran Ocağı Odası’na ilk olarak sazendeler girer. Sazende ekibinin bir giriş töreni yoktur. Sazendeler Çuhdaroğlu peşrevisini çalmaya başlarlar. Çavuş Küçük Başağa’ya haber verir ve arkakalarından Küçük Başağa sağ adımıyla odaya girer, girişe göre sol tarafta özel olarak hazırlanmış köşesine iki dizi üstüne oturur. Yâran Ağalar kapı önünde beklemektedirler. Çavuş Küçük Başağa’dan izin isteyerek Yâran Ağalar’ı meclise davet eder. Çavuş Küçük Başağa’ya “Başağam Yâran Ağalar geliyor” dedikten en yaşlı yârenden başlamak üzere Yâran Ağalar sağ ayaklarıyla adım atarak, sağ elleri sol göğüslerinin üzerinde “Selâmun aleyküm Başağa” derler ve yerlerine geçerler. Küçük Başağa yerinde ayağa kalkarak “Aleyküm selâm Yâran Ağa” diyerek onları karşılar. Odaya girişler genellikle ikişerli olmaktadır. Odaya giren Yâran Ağalar ayakta beklerler. Küçük Başağa’nın oturmasıyla sırayla iki diz üstüne otururlar. Küçük Başağa en yaşlı yanın da oturan Yâran Ağa’ya hafifçe eğilerek “Merhaba Yâran Ağam” der, Yâren de “Merhaba Başağam” diyerek elleri göğüsleri üzerinde tekrar selamlaşırlar. Diğer yâranlarda da aynı selamlaşma yapılır. Bu uzun selâmlaşmanın titizce yapılmasının sebebi hafta içinde yâranlar arasında olabilecek küslük ve dargınlıkların giderlmesidir. Eskiden odaya girme ve selamlaşmalar saatlarce sürerken bugün Çankırı Yeniceköy Yârenleri fazla uzatmamak için Küçük Başağa’nın “Cümleden Merhaba” diyerek selâm verdiğini ve Yâran Ağalar’ın da toplu bir şekilde selâmını aldığını söylemektedirler. Meclise en son Büyük Başağa girer, girişe göre sağda hazırlanan yerine oturur ve ocak tamamlanır.

İçeriye girişlerinde belirli bir kural olduğu gibi oturacakları yerle ilgili de kuralları vardır. Her Yâran Ağa’nın oturacağı yer bellidir. “Usta yâranlar Büyük Başağa ve Küçük Başağa arasında kalan yerde; kalfa yâranlar Küçük Başağa’nın yanından başlayarak kapıya doğru olan kısımda, çırak yâranlar ise Büyük Başağa’dan başlayarak kapıya doğru olan kısımda otururlar.”[7]

En son Küçük Başağa’dan başlamak üzere tüm Yâran Ağalar Büyük Başağa’ya ve Çavuş’a selam verirler ve selamlaşma sona erer.

Yâran Evi’nde ocaklık varsa ocak yakılır yoksa ocağı temsilen Çavuş Büyük Başağa ve Küçük Başağa’nın önüne ocağı temsilen Büyük Başağa’nın önüne beşli Küçük Başağa’nın önüne üçlü şamdan götürür. Önce Büyük Başağa’nın önündeki şamdanı yakmak suretiyle şamdanları yakar, ocak açılış duası yapılır ve gece başlar. Dr. Hüseyin Yaltırık 2004 yılında Çankırı’da yapılmış olan “2. Çankırı Kültürü Bilgi Şöleni”nde sunduğu bildiride Yâran Meclisi’nde yakılan ocakla ocak kültü ve ocağın kutsallığı arasındaki ilişkiye değinmiş, ateşin kötülükleri ve kötü ruhları kovucu özelliğinden dolayı Yâran Evleri’nde ateş yakıldığını söylemiştir. Simav yâran geleneğinde de yârana katılanların başında ateş çevirilmesi de ateş kültüne dayanmaktadır. Ayrıca Yâran Evi’nin önünde de mahkeme yapılırken ateş yakılır. “Yâran Ocağı” olarak anılması da ocak kültünün Yâran Meclisleri’ndeki önemini gösterir.

Ocak yakılırken kahveler kaynamaktadır. Çavuş Başağa’dan başlamak üzere sol eli sırtında diz çökerek kahve ikramını yapar. Herkesin tabaksız olarak dağıtılan fincanları tutuş şekli aynıdır. Başağa tepsideki fincanların bittiğini görünce “Çavuş eksiğimiz yok çok şükür” der,Çavuş da “Yok Başağam”der. Başağa “Ocağımız daim olsun” der ve ilk yudumu Başağa alır daha sonra Küçük Başağa, Yâran Reisi ve en yaşlı Yâran olmak üzere tüm Yâranlar ilk yudumlarını içer. İlk 3 üç yudum bu düzen dahilinde içilirken sonra kahve içimi serbesttir. Bu bizlere sayı motifini hatırlatmaktadır. İslam dini üç sayısına ayrı bir önem vermiştir. Abdest alırken üç defa ağzımızı, burnumuzu ve yüzümüzü yıkarız . “Üç” burada kirlerden, kötülüklerden arınmadır. Peygamber Efendimiz’inde kalbi doğumunda, gençliğinde ve miraca çıkmadan önce olmak üzere üç defa yıkanmıştır.

Çavuşun fincanları toplayış âdâbı dağıtışıyla aynıdır. Peşrev bu sırada devam etmektedir. Kahve içimi bittikten sonra sesi güzel yâranlar Çavuş tarafından önlerine tura vurularak kaldırılırlar. Yüzleri Başağa’ya dönük olacak şekilde diz üstü otururlar ve sazende ekibi ile birlikte akşam havaları söylerler. Bu sırada Yâran Meclisi’ne davet edilen misafirler gelmeye başlamıştır.

Büyük Başağa, Küçük Başağa ve Reis’in gecesinde tüm Çankırı gezilir, merkezde bulunan Karatekin parkında gösteri yapılır, arastalar şenlendirilir, yemekler dağıtılır, çocuklar sevindirilir. Gece ise havai fişek gösterileri yapılır.

YÂRAN OCAĞINDA MİSAFİR AĞIRLANMASI

Yâran Ocağı’na misafiri ocak sahibi ve Başağa davet eder. Yenice Köy Yâranları ellerinden geldiğince çok misafir almaya gayret ettiklerini, özellikle gençleri misafir ederek meclise devamlılıklarını sağlamaya çalıştıklarını söylemektedirler. Misafirlerin sayısı önceden belli olup iki çeşittirler; kahve ve yemekli misafir. Her Yâran Evi’nde misafir odası bulunur. Misafir odasında Çavuş misafirlere meclis kurallarıyla ilgili ön bilgi verir. Oyunlarda kullanmaları için mani ezberlettirir. Misafir ağalar manileri unuttuğu zaman duvarlara asılan mani ve sözleri söylerler.

Misafir Ağalar’ında Meclise giriş âdâbı vardır. Çavuş misafirlerin geldiğini Başağa’ya bildirir, içeri almak için izin ister. Yâran Ağalar gibi sağ eli sol göğsünde “Selâmün aleyküm Başağa” diyerek Büyük Başağa’dan başlamak üzere selam verir. Başağalar ayrı ayrı yâranlarda toplu bir şekilde “Aleyküm selâm Misafir Ağa” diye selâmını alırlar. Misafirler kendilerine ayrılan yerlere otutturulur. Oturduktan sonra tekrar yâranların selâmlaşlamları Misafir Ağalar’la da aynen yapılır. Selâmlaşma bittikten sonra yâranlar yanlarındaki misafirler ilgilenir, onu konuşturur. Böylece hem eksik varsa misafirin fark etmesi önlenir hem de misafir için sıcak bir ortam sağlanmış olur. Kahve ya da çay misafirleri çaylarını ya da kahvelerini içtikten sonra izin isteyerek âdâbınca meclisi terk ederler. Eğer misafir meclisi hala terk etmemişse gitme zamanının geldiği “Küllü Kahve” ikram edilerek imâ edilir. Bu kahveye halk arasında “Kalk git kahvesi” denilmektedir.[8] Bazen kahve yerine misafirin ayakkabısının süpürge üstünde önüne getirildiği de görülür. Misafir hala gitmiyorsa iki Yâran Ağa tarafından kollarından tutularak dışarı çıkarılır, bu çok az görülen bir davranıştır. Katılan misafirler de Yâran Ocağı’nın âdâb ve erkânını genellikle bilirler.

Yâran Ocağı’nda Büyük Başağa nasıl oturuyorsa herkes ona uymak zorundadır. Oturuşunu değiştirdiğinde oturma düzenine göre sırayla herkes aynı pozisyonu alır. Geç kalan,yanlış oturan olursa Çavuş tarafından cezalandırılır. Cezalar; Çavuş tarafından “Tura” nın vurulmasıyla o anda ya da daha sonra yâranlara çay ısmarlama, tıraş ettirme, hamama götürme vb. şekilde verilir. Misafirlerde genellikle bu düzene uymaya çalışırlar.

Yâran Meclisi’nde konuşmanın da bir âdabı vardır. İzin almadan konuşan tek kişi Büyük Başağa’dır. Küçük Başağa Büyük Başağa’dan, yâranlar Küçük Başağa ya da Yâran Reisi’nden, misafirler ise Yâran Reisi’i, Küçük Başağa ya da Çavuştan izin alarak konuşurlar. Eğer tüm meclise hitap edecek bir konuşma yapılacaksa Büyük Başağa’dan izin almak gerekir.

Gece yarısından sonra meclise artık misafir alınmamaktadır. Yemek misafirleri de oyunlara katılmak zorundadır. Mazeretleri olanlar Küçük Başağa’ya bildirilir sadece onlar katılmaz. Oyunlar, türküler, bilmeceler ve mânilerle eğlence sabaha kadar sürer sabaha yakın yemekler hazırlanır. Çavuş ve ocağı yakanlardan biri yâranların ve Misafir Ağalar’ın önüne havlu, ibrik ve leğenle giderek ellerini yıkamalarını sağlarlar. İbrikle el yıkama bizim geleneğimizin bir parçası olup Çankırı Dereçatı Küyü’nde hala yaşatılmaktadır. Ben köye gittiğimde ibrik ve leğenle dedemin yanına gider, elini yıkaması için ona su dökerim.

Eller yıkandıktan sonra Çavuş “Yemek hazır Başağam” der ve Büyük Başağa ortaki sofraya oturmak üzere yaş ve makam sırasına göre herkes yer sofrasındaki yerini alır. Misafirler bütün sofralara dağıtılır. Büyük Başağa besmele ile kaşığını alınca, meclisteki mevki sırasına göre herkes kaşıklarını eline alır. Kahve içiminde gördüğümüz üçlü motifi burada da görmekteyiz. İlk üç kaşık Büyük Başağa’nın öncülüğünde alınır.

Biri yemek yerken hata yaptığında yanındaki ya da karşısındaki Yâran Ağa “Merhaba Yâran Ağam” diyerek ona hatasını kapalı bir şekilde imâ eder, cezası ya o anda ya da kurulacak mahkemede verilir. Misafirler olduğu için genellikle cezaların kurulacak mahkemede verildiği görülür.

İlk yemek çorbadır sonra pilav gelir. Yemekler her sinide bir tabak yer alacak şekilde dağıtılır. “Tek tabaktan yemek sünnettir” diyor Yâran Ağalarımız.pilav geldiğinde Büyük Başağa Çavuş’a “Yollu yolsuz var mı?” diye sorar. Mecliste misafir yoksa suçlunun adı söylenir ve Büyük Başağa suçludan tarafa kaşık saplar. Misafir olduğunda bu harekete başvurulmaz.

En son tatlı ve meyveler getirilir. Meyve yenilirken Büyük Başağa hangi meyveyi alırsa herkes o meyveden alır. Büyük Başağa bir meyveye elini uzatıp başka bir meyveyi alarak yâranların dikkatini ölçer.

Yemek faslı bittikten sonra dua edilir ve Büyük Başağa’nın öncülüğünde herkes yerine geçer. Tekrar kahve ikram edilir. Kahveden sonra yemeği hazmetmek için oyunlar oynanır. Bu oyunların başında “Yattı Kalktı” ve “Pamuk Sarma” gelir.

Artık sabah olmaktadır. Kalan misafirler de uğurlanır. Misafirler “Ocağınız daim olsun Yâran Ağalar” diyerek arkalarını yâranlara dönmeden sağ eli sol göğsünde odadan çıkarlar. Misafirleri uğurlamak için Büyük Başağa, Küçük Başağa ve ocak sahipleri çıkarlar. Tekrar odaya döndüklerinde Çavuş dikkat çeker ve tüm yâranlar ayağa kalkar, Başağalar tekrar yerlerine geçerler. Oturma âdâbına uygun sırayla herkes oturur.

YÂRAN MECLİSİ’NDE MAHKEME

Sabah ezanına yakın misafirler uğurlandıktan sonra o hafta suç işleyenler varsa sorguya çekilirler. Yapılan mahkeme “Kırmızı minder” olarak adlandırılır. Yukarıda “YÂRANLIKLA İLGİLİ BAZI KAVRAMLAR” başlığı altında da verdiğim gibi bu mahkemede Büyük Başağa “Hakim”, Küçük Başağa “Savcı”, Yâran Reisi ya da yâranlardan biri de avukatlık yapar. Yâran Ağalar ise bu mahkemede “Jüri” dirler. Artık neşeden, eğlenceden eser yoktur, ciddi bir tavır takınırlar. Büyük Başağa yemekteki gibi “Yollumuz, yolsuzumuz var mı?” diye sorar. Meclise aykırı her şey suçtur; kötü mal satmak, sarkıntılık etmek, sarhoşluk, küfretmek, esnafın esnafa küsmesi vb. muhakeme edilen suçluya verilen cezalar genellikle yâranlara çay ısmarlamak, tıraş ettirmek şeklindeyken ağır suçların cezası da ağır olmaktadır. En ağır ceza Yâran Meclisi’nden kovulmaktır. Bir meclisten kovulana kimse iyi gözle bakmaz ve hiçbir meclis kabul etmez.

Çankırı Dereçatı Köyü Yâran Meclisi’nde Yâran Ağalık yapmış olan babam Zeki Üzüm ceza olarak genellikle tesbit edilen fakirlerin kapısına gizlice erzak koyduklarını söyler. Verilen belki de en güzel cezadır.

Verilen büyük bir cezayla ilgili bir anı da şöyledir; “ Çankırı merkez mahallerinden birindeki Yâran Meclisi’nden Sabri Baba adındaki Yâran Ağası, işlediği bir suçtan dolayı kovulur. Bu nedenle Çankırı’yı terk eder. Aradan yıllar geçer. Bir gün memleket hasretliğinden geri döner. Çankırı’nın güney tarafındaki şehre hâkim “Hacettepe” adı verilen bir tepede hayvanlarını otlatan bir çoban görür. Sabri Baba çocukla sohbet ederken yaşını sorar. Çocuk ise Sabri Baba’nın sorusunu “Vallahi tam olarak bilmiyorum. Ama Sabri Baba’nın Yâran Meclisi’nden kovulduğu gece doğmuşum.” diye cevaplar.”[9] Halk arasında hala bu olay anlatılmaktadır. Yâran Meclisi’nden kovulan birisinin şehri terk etmekten başka çaresi yoktur. Yârandan kovulan kişinin yerine kimse alınmaz ve yerine yâranda ağaç kütüğü koyulur. Bu kütük bir yandan yârandan kovulan vardır derken diğer yandan edepsizliğin cezası budur der.

Mahkeme sırasında sazende ekibi ve Çavuş dışarıda bekler. Çavuş gerekli görüldüğünde çağırılır. Sazende ve çavuşa verilen cezalar ise tura ile ellerine ve ayaklarına vurmaktır. Yâranlara verildiği gibi külfetli cezalar verilmez.

Başağa mahkemede sorgulanmaz fakat hatası görülürse kendine iletilir. Başağalığın şanıyla kendini yâranlardan farklı görmeden kendini cezalandırır.

Verilen cezalar ocak gününden sonra dillendirilmez. Meclisin gizlilik esasına uygun olarak cezası verildikten sonra yâran kaldığı yerden devam eder.

YÂRAN MECLİSİ’NDE ARAP VERME GELENEĞİ

Gecenin bitiş bölümüdür. Haftaya ocak yakacaklara “Arap”ı teslim etme töreni yapılır. “Arap” zilli maşa ve defe denir. Eskiden Başağa gelecek haftaki ocağı yakacakları o anda belirlerken bugün kurayla belirlenmektedir.

O geceki ocak sahipleri ve sonraki ocağı yakacaklar Büyük Başağa’nın önünde karşılıklı olarak diz üstü otururlar. Çavuş “Arap”ı teslim edecek ve teslim alacak yâran sayısı kadar kahve getirir. “İçmesen de uğurlar olsun” türküsü eşliğinde tepsiyi önlerinde gezdirir. Sonra müzik bitince kahveleri dağıtır ve “Arap Verme Havası” çalmaya başlar. Önce o geceki ocak sahiplerine ikram eder. Zilli maşa ve defi alan yâranlar temsilen gelecek haftaki ocağa kadar muhafaza etmek zorundadırlar.

Genç Yâran Meclisi’ndeki yâranlar üç kişi ocak yaktıklarını, orta yaşlı ve yaşlılardan oluşan Yâran Meclisi’ndeki yâranlar ise iki kişi ocak yaktıklarını söylemektedirler.

Arap verme töreniyle gece biter. Yâranlar birlikte sabah namazına gideler. Namaz çıkışında haftaya görüşmek üzere vedalaşırlar. Büyük Başağa’nın ocağı son ocak olduğundan Büyük Başağa’nın ocak gecesinde vedalaşma töreni uzun sürer. Vedalaşmada tek tek helalleşilir.

YÂRAN GELENEĞİNİN TOPLUMSAL HAYAT ETKİLERİ

Yâran geleneği; birliği, beraberliği, eşitliği, yardımlaşmayı ve dayanışmayı öğreten eğitim kurumlarıdır diyebilriz. Yakın zamana kadar Yâran meclisine katılmak askerliğe gitmek kadar kutsal sayılmaktaydı. Bugün bu kadar güçlü olmasa da genç Yâran Ocakları geleneğin devam ettiğini gösterir.

Yâranlar birlik ve beraberliklerini her yerde gösterirler. Düğün gibi mutlu zamanlarında, ölüm gibi kötü olaylarda birbirlerinin yanında olurlar. Merasimlerde toplu bir şekilde yer alırlar.

Düğünlerde yâranlar damat beyin ihtiyacı olan külfetli bir şeyi hediye olarak alırlar. Düğünde hizmette yâranlardandır. Pazar günü damat yâranlarla hamama giderler. Orsdsn hep birlikte gelin almaya gidilir. Gelin eve getirildikten sonra damat bey, arkadaşları ve yâranlar sazendeler eşiliğinde “Güveyi Gezmesi” diye adlandırılan geziyi tertip ederler. Çankırı mahalli oyunları oynanır ve türküleri söylenir. Hep birlikte yatsı namazına camiye gittikten sonra namaz çıkışı hoca ile birlikte damat evine gelinir. Hoca dua eder, damat büyüklerinin elini öper ve yâranlar damat olan yâranın sırtına vurarak zifaf odasına koyarlar.

Cenaze merasimlerinde de yâranlar Yâran Ocağı’ndan aldıkları edep ve terbiyeyle bütün sorumlulukları alır, gerekli hizmetleri yaparlar. Cenaze defnedilememişse başında beklerler, cenazenin taşınmasında, defnedilmesinde gene yâranlar başroldedir. Mübarek gün ve gecelerde ölmüş yâranlar anılır ve dua edilir.

Ahmet Absarılıoğlu “Ne mutlu Çankırı’da yâran olarak doğana, Ne mutlu Çankırı’da yâran olarak ölene.”[10] diyerek yâran kültürünün sosyal hayattaki önemini belirtmektedir. Çankırılılar için artık bir yaşam biçimi olmuştur.

YÂRAN MECLİSLERİNDEKİ TÜRKÜLER, OYUNLAR, MÂNİLER VE BİLMECELER

Yâran sohbetlerine katılmak için terbiye, doğruluk, iyi huy nasıl gerekliyse, sazdan sözden anlamak, eğlencelerde üstünlük gösterebilmek o kadar önemlidir. Meclisteki herkes oyunları ve türküleri bilmek zorundadır.

Yâran Meclislerinde söylenen türküler Çankırı’ya ait olup hepsinin kendine has söylenme ve oynanma şekilleri vardır.

Söylenen türkülerle ilgili iki sınıflandırmayı örnek olarak verebilriz. Ahmet Kıymaz “ÇANKIRI YÖRESİ YÂREN KÜLTÜRÜ” adlı eserinde; Uzun Havalı Türküler (Mahim, Havuzbaşı, Karataş vb.), Yanık türküler ( Kömür Gözlüm, Yıldız, Deli Şaban Bozuğu vb. ), Oyun Türküleri (Ark Altında Bendim Var, Çarşılardan Üç Mum Aldım Yakmaya, İmarette Güzellerin Yoludur vb.) ve Kahramanlık Türküsü (Genç Osman)[11] şeklinde sınıflandırırken Ahmet Absarılıoğlu’nun “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN” adlı eserinde; Akşam Havaları ( Ayva Dibi Serin Olur Yatmaya, Karataş, Dost Sabah Olmayınca Kapı Açılmaz vb. ), Mahalli Oyun Havaları (Çarşılardan Üç Mum Aldım Yakmaya, Mahim, Kömür Gözlüm vb.) Daha Hızlı Söylenen ve Oynanan Oyunlar (İmaret, Yıldız, Tepe Tarla vb.), Oturak Havalrı (İki Geyik Bir Dereden Su içer, Binbaşının Adı Halim, Atımı Bağladım Ben Bir Meşeye vb.), Bozlaklar ( Hele Bakın Şu Güzelin Halına, Kız Ben Sana Ta Ezelden Vuruldum vb.)[12] şeklinde bir sınıflandırmayı görmekteyiz. “Cezayir” ise meclisin uğurlama havasıdır. Meclisten biri çıkarken ve gecenin bitiminde çalınır.

Sohbetlerde görülen çalgı aletleri; keman, on iki telli saz, santur, zilli maşa, darbuka ve deftir.[13] Sesi güzel olan yâranlar türkü söyleyebilir fakat vurmalı çalgılar dışında hiçbir müzik aletini çalamamaktadır.

Yâran Ocakları’nda oynan oyun sayısı oldukça fazladır. Başağalar oyunların başkanlığını yapar. Oyuncuları Çavuş seçer. Çavuş’un turayı önüne vurduğu yâran oyuna katılmak zorundadır. Cezalar da Çavuş tarafından tura ile verilir. “Oyunların Başı Giriş”le oyunlar başlar. Oyunlarda “taklit” yoğun olarak görülür. “Vız Vız” oyununda arı vızıldaması, oyun bitişinde oyanan “ Gavur Ölüsü”, “İslâm Ölüsü” sözleriyle yapılan ölü taklidi, “Tura” oyununda manilerin sölenmesinde , “Deve” ve “Arap” oyunlarındaki taklit dikkate değerdir.

“Yüzük Oyunu” zengin kültürel değerler taşıyan bir oyundur. Oyunda yâranlar iki gruba ayrılırlar. Ortaya 9 tane mendil konulur. Buradaki 9 sayı motifini İslamiyet öncesi Türk kültürünü anlatan “Yaradılış Destanı”ndaki 9 dallı ağaca bağlayabilriz. Kara Han dalsız, budaksız ağacı görünce önce “Dokuz dalı birden olsun” sonra da “Bu dokuz dalın her birinin kökünde birerden dokuz kişi türesin ve bunlardan dokuz millet olsun!..” der. Bu dalların her biri ayrı Türk ulusunu temsil etmektedir. Oyunda grup başkanları yüzüğü bir mendil altına el çabukluğuyla saklar. Yüzüğü bulacak yâranların birbirlerine danışmaları da Türk töresinin devamlılığını gösterir. İslamiyet öncesinde “Kengeş” adı verilen danışma meclisleri kurulurdu. Hakan karar vermeden önce mecliste bulunan halk temsilcilerine danışır sonra kararını açıklardı.

“Mâni Söyleme” ya da “Tura” oyunu da yâranları bir yandan güldürürken bir yandan halk edebiyatımızın önemli bir parçası olan mânilerimizin yaşatılmasını sağlar. Mânici başının verdiği ayaktan mâni söylemek oldukça zordur. Örnek;

Mâniyi baştan söyle

Kalemi kaştan söyle

Benim karnım acıktı

Ekmekten aştan söyle

Ata bindim kuruldum

Kız ben sana vuruldum

Keşke vurulmasaydım

Çankırı’ya duyuldum[14]

Halk edebiyatımızın en lezzetli parçalarından olan bilmecelerimizde sorularıyla düşündürürken cevaplarıyla değerlerimizi yeniden hatırlatır. Örnek;

Bi nedür, beş nedür?

(Allah ve beş vakit namaz)

Dolu nedür, boş nedür?

(Âlim, cahil)

Onbeşinde kocayup,

Otuzunda genç nedür?

(Ay)[15]

YÂRAN REİSİ HAYRİ DEMİRAY

Hayri Demiray 1946 yılında Çankırı’da doğmuştur. Çankırı kültürüyle yetişen Yâranımız ilk öğrenimini de Çankırı’da görmüş, liseyi bitirdikten sonra Kastamonu Eğitim Fakültesi’nde eğitimine devam etmiştir. Öğretmenlik ve esnaflığı bir arada götüren Hayri Demiray, emekli olduktan sonra kırtasiyesinin başına geçmiş, yaşının, önderliğinin, saygınlığının, davranışlarının getirdikleri ve Çankırı halkının sevgisiyle herkesin “Hayri Baba”sı olmuştur.

1979 yılında yârana katılan Yâran Reisimiz Başağalıkta yapmış olup, bugün yâranın en yaşlı üyesidir. Çankırı yâran geleneğinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biridir. Yâranımıza “Yâran ocağı size neler kattı?” diye sorduğumda; “ Yâran bir yaşama biçimidir. Bugüne kadar 75 il gezdim ve attığım her adımda meclisimizin izi ve sorumluluğu vardır. Katldığım faaliyetlere ve yaptığım işlere bakarak özetle diyebilirim ki yâran ocağı bana doğruluk, dürüstlük, önderlik, sosyal ve kültürel danışmanlık meziyetlerini kazandırmıştır.”

Hayri Demiray Çankırı ve köylerinde bulunan yâran ocaklarını da gezerek meclisler arası da bir birliğin olduğunu göstermiştir.

Yâd etmek için atalarımızı

Yaktık Yâran ocaklarımızı

Mevlâm daim eylesin

Birlik ve beraberliğimizi

Selâm olsun atam Oğuz beylerine

Âhi Evran, Hacı Murâd-ı Veli, Emir Karatekin’e

Ruhları şâd olsun, makamları cennet

Tarihi miraslarını yaşatacağız ilelebet.

Ahmet ABSARILIOĞLU

KAYNAKLAR

ABSARILIOĞLU, Ahmet, (2007), “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN”, Çankırı, Çankırı Valiliği Kültür Yayınları

“Çankırı 1967 İl Yıllığı”, Ajans Türk Matbaacılık Sanayi, Ankara

“Yâran Kültürü ve Çankırı”, (2004), Çankrı, T.C. Çankırı Valiliği

KIYMAZ, Ahmet, (1985), “Sosyal Teşkilât Yâren”, Ankara,

Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yayınlanmış Lisans Tezi

KIYMAZ, Ahmet, (1996), “ÇANKIRI YÖRESİ YÂRAN KÜLTÜRÜ”, Anakara, Yaprak Yayınları

KURNAZ, Cemal, (1990) , “AHMET TALÂT ONAY”: Ankara, Başbakanlık Basım

TAN-TURHAN, Nail-Salih, (1999), “Çankırı Halk Müziği”, Ankara, Cem Veb Ofset Basım

ÜÇOK, Hacı Şeyhoğlu Hasan, “Çankırı ‘da Ahilikten Kalma Esnâf ve Sohbet Teşkilâtı”

KAYNAK ŞAHISLAR

Ahmet YAKAR (Çankırı Dereçatı Köyü Yâran Meclisi Büyük Başağası)

Hayri DEMİRAY ( Çankırı Merkez Yâran Meclisi Yâran Reisi)

Mehmet BAŞBUĞ (Çankırı Belediyesi Yâran Meclisi Yâran Ağası)

Metin Gül (Çankırı Belediye Yâran Meclisi Sazendesi)

Orhan BAŞBUĞ (Çankırı Gençler Yâran Meclisi Yâran Ağası)

Osman KEŞ (Çankırı Gençler Yâran Meclisi Yâran Ağası)

Yüksel ERDOĞAN ( Çankırı Dereçatı Köyü Küçük Başağası)

Zeki ÜZÜM (Çankırı Dereçatı Köyü Yâran Meclisi Eski Yâran Ağası)

————————————————————–

[1] KIYMAZ, A, (1996), “ÇANKIRI YÖRESİ YÂRAN KÜLTÜRÜ”, Ankara, Yaprak Yay. s. 9

[2] KIYMAZ, A, (1996), “ÇANKIRI YÖRESİ YÂRAN KÜLTÜRÜ”, Ankara, Yaprak Yay. s. 10

[3] ABSARILIOĞLU, A, ( 2007), “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN”, Çankrı, Valiliği Kültür yay. s. 3

[4] TAN-TURHAN, N-S, (1999), “ÇANKIRI HALK MÜZİĞİ”, Ankara, Cem Veb Ofset . s. 42

[5] ABSARILIOĞLU, A, ( 2007), “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN”, Çankrı, Valiliği Kültür yay. s. 5

[6] KIYMAZ, A, (1996), “ÇANKIRI YÖRESİ YÂRAN KÜLTÜRÜ”, Ankara, Yaprak Yay. s. 11

[7] ABSARILIOĞLU, A, ( 2007), “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN”, Çankrı, Valiliği Kültür yay. s. 8

[8] ABSARILIOĞLU, A, ( 2007), “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN”, Çankrı, Valiliği Kültür yay. s. 11

[9] KIYMAZ, A, (1996), “ÇANKIRI YÖRESİ YÂRAN KÜLTÜRÜ”, Ankara, Yaprak Yay. s. 22-23

[10] ABSARILIOĞLU, A, ( 2007), “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN”, Çankrı, Valiliği Kültür yay. s. 20

[11] KIYMAZ, A, (1996), “ÇANKIRI YÖRESİ YÂRAN KÜLTÜRÜ”, Ankara, Yaprak Yay. s. 26-32

[12] ABSARILIOĞLU, A, ( 2007), “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN”, Çankrı, Valiliği Kültür yay. s. 22-53

[13] KURNAZ, C, (1990) , “AHMET TALÂT ONAY”: Ankara, Başbakanlık Bsm. s. 160-169

[14] ABSARILIOĞLU, A, ( 2007), “GELENEKTEN EVRENSELE YÂRAN”, Çankrı, Valiliği Kültür yay. s. 57-58

[15] KIYMAZ, A, (1996), “ÇANKIRI YÖRESİ YÂRAN KÜLTÜRÜ”, Ankara, Yaprak Yay. s. 33

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Üyelik Girişi
Havva ve Ahmet YAKAR' ın Torunları
www.handiri.com

 Dereçatı Köyü Camiisi

Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 22° 4°
Saat